Kuzey Teve

.SAYIN BAKAN BİZ SİZİ ÖLDÜ DİYE BİLİYORDUK…

.SAYIN BAKAN BİZ SİZİ ÖLDÜ DİYE BİLİYORDUK…
Gençağa Karafazlı( karafazli@msn.com )
50 views
03 Ocak 2021 - 11:30
Spread the love

 (Bu yazı 26 Nisan 2005 yılında yazılmıştır.O tarihte dönemin bakanı olan Cahit Aral yaşıyordu.Bugün ise yaşamıyor.Cahit Aral 2011 yılında öldü.Her iki durumda da yazının geçerliliğini koruduğunu düşünüyorum)

Saltuk Deniz
Çernobil’in üzerinden 19 yıl geçti.Karadeniz’in Radyasyonla taneışmasının yılları,Karadeniz’ linin kanserden ölmesinin olağanlaşmaya başlamasının yılları aynı zamanda.Geçtiğimiz günlerde dönemin Sanayi Bakanı Cahit Aral’ın gazetede yayınlanan  demecini okudum.Ben 20 yıldır çay içiyorum bir şey olmadı diyora,sayın bakan.

Halbuki ben onu öldü diye biliyordum.Şaşırdım.

Gerçi ölüm haberlerini okumamıştım.

Ama,Radyasyonun etkilerini Karadenizlilerden sakladığı için öldü diye biliyordum,bu konuda gerekli önlemleri almadığı,vatandaşları bu konuda uyarmadığı için öldü  diye biliyordum.

60 bin tona yakın çayı radyasyonlu diye yakan gömen hükümetin bakanı olarak dönüp vatandaşlarına merak edilecek bir şey yok dediği için öldü diye biliyorduk.Sadece sayın bakanı değil dönemin tüm yetkililerini öldü diye biliyorduk.

Radyasyonlu diye fındığınız geri dönecek,çaylarınızda normal sınırların çok üstünde radyasyon çıkacak ve siz bu çayları yakacaksınız,toprağa gömeceksiniz ve dönüp vatandaşa bir şey yok diyeceksiniz.televizyonlarda vatandaşın gözüne bakarak çay içeceksiniz.

Bu halk kanserden ölüyor ve her ölümde vatandaşlar Çernobil’i hatırlıyor ve sayın bakan kalkıp özür dileyeceğine ben yirmi yıldır çay içiyorum bir şey olmadı deyip demeç veriyor.

Sayın bakan biz  sizi öldü diye biliyorduk,gene de öyle bilmeye devam edeceğiz.

Bizde adettir bilirsiniz ölenlerin ardından kötü konuşulmaz.

Ama siz ki aradan 20 yıl geçtikten sonra bile kalkıp ben haklıydım diyeceksiniz,karadenizli vatandaşlara  bir özrü bile çok göreceksiniz,bakın bana bir şey olmadı diyeceksiniz,sırf bu açıklamanızdan dolayı, siz bedenen de öldüğünüz gün imam cemaate ”hakkınızı helal ediyor musunuz?”  diye sorduğunda ,inanıyorum ki  Karadenizlilerin yanıtı hayır olacaktır.

Sadece siz değil o dönem bu işe bulaşan her kes karadenizlilerle helalleşemeyecektir.

Karadenizli hakkını helal etmeyecektir.Çünkü sizler bu halkı korumasız bıraktınız,gerekli önlemleri almadınız ve yaşanan “kanser ölümleri” karşısında “şüpheye” terk ettiniz ve belki de ölüme.

Bölgede ki kanser oranlarındaki artışlarda gerçekten radyasyonun etkisi  olmamış olabilir,insanlarımız radyasyondan etkilenerek ölmemiş olabilirler,ama sizler 20 yıldır bu insanların yaşamış oldukları bu travmadan sorumlusunuz,her Ankara’ya,İstanbul’a sevk edilen hastanın ilk anda yaşamış olduğu ”kanser oldum,Çernobil beni de vurdu” şokundan,Travmasından,psikolojik çöküntüden dolayı suçlusunuz.

20 yıldır devletine duydukları kuşkudan,güvensizliklerden sorumlusunuz.

O kadar çok suçunuz var ki saymakla bitmez.

Dönemin TAEK başkanı kitabında yazıyor “çay ihracatını engellememek için” yaptık diyor.

Sanki Türkiye’den çok çay ihraç ediliyormuş,Türkiye’nin tek ihraç ürünü çaymış gibi.

Kendisi TAEK Başkanı değil de ekonomi bakanı.Kitabı okuyun nefretiniz artsın,kızgınlığınız artsın.

60 bin tona yakın çayı imha kararı alıyorsunuz,ama diyorsunuz ki Karadenizli Çernobil’den etkilenmemiştir.

Peki bu yaktığınız imha ettiğiniz,gömdüğünüz  çaylar uzaydan mı geldi?Bu topraklarda yetişen çaylar değil miydi?

Siz işlenmiş kuru çayda yok edilmeyi gerektirecek kadar radyasyon buldunuz.

Peki bunların yaş çay halindeyken yani toplanmadan önceki radyasyon oranları neydi?

Bu radyasyonlu çaylar işlenirken havaya yeni radyasyon bulutları çıkmadı mı? İnsanlar bu havayı koklamadılar mı?

Eğer işlenme halinde radyasyon azalıyorsa,kuru çayları niye imha ettiniz?

Çayların yakılarak imha edilmesine,radyasyon havaya karışır tehlikeli olur diye itiraz edildiği için bu çaylar gömülmedi mi?

Kuru çayda radyasyon var diyeceksiniz,ama yaş çayda yok diyeceksiniz,yaş çayı işleyip kuru çay elde edeceksiniz.

Bu arada fabrika bacalarından çıkıp havaya karışan ve halkın soluduğu havaya müdahil olmayacaksınız,ama işlenmiş çayları radyasyon var diye imha edeceksiniz ve bölge halkı radyasyondan etkilenmedi diyeceksiniz.

Eğer tehlikeli bir durum yoksa çayları niye imha ettiniz?Eğer tehlikeliyse bu çayların toplanıp işlenmesine niye izin verdiniz?

Karadeniz’in kadınları erkekleri çocukları elleriyle toplamadılar mı o çayları?Yoksa aslında yaş çay yaprakları radyasyonsuzdu da fabrikalarda işlenirken mi radyasyonlu oldular?

Peki imha edilen çaylar Çaykur’un çaylarıydı özel sektörün ürettiği çaylara ne oldu.Bunların tesbiti yapıldı mı?

1986 yılında özel sektörün aldığı çay miktarı 26 bin ton.Bu da 5 bin ton kuru çay eder.

Bu çaylarla ilgili nasıl bir çalışma yapıldı?

Özel sektörün üretmiş olduğu çaylara ne oldu?Bazı özel sektör çaylarına yüksek radyasyonlu oldukları için el konulduğu biliniyor,bu  el konulanların dışında başka çaylar piyasaya satıldı mı?

Yoksa radyasyon yalnızca devletin ürettiği çaylara mı vurdu.? O dönem Çaykur ve Özel sektörce üretilen çaylardan vatandaşlara satılanlar oldu mu?

Bu çaylardan –eğer satılmışlarsa-yalnızca Karadenizliler değil tüm Türkiye vatandaşları içmedi mi?

Soruyu bu şekilde sorunca o zaman başka bir soruyu da sormak gerekiyor.Eğer radyasyonlu çaylar satılmışlarsa,bu çayları içen tüm vatandaşlarımızın Çernobil’den etkilenmiş olmaları gerekmiyor mu?

Bu durumda yalnızca Karadeniz’de yaşayanlar değil o çayları tüketen herkes de risk altında değil midir?Bu konuda niye, yeterli çalışmalar yapılıp halk aydınlatılıp önlemler alınmamıştır?

Bu halkı korumak,gerekli önlemleri almak sizlerin görevi değil miydi?

 Bakın işte sayın yetkililer konu açıldıkça zor duruma düşüyorsunuz.

Bedenen de öldüğünüzde-ki bizim için zaten ölüsünüz-helalleşebileceğiniz kimse kalmayacak.

O dönemde görev yapan herkes yalnızca Karadenizlilere değil tüm Türkiye halkına karşı sorumludurlar.

Çünkü o dönemde üretilen çaylar-eğer satılmışlarsa- yalnızca Karadeniz’de tüketilmedi tüm Türkiye’de tüketildi.

Bir konu 20 yıldır sürüncemede kalır mı?

İsveç’te 800 kişi Çernobil’den etkileniyor.

Bizde ise tek bir canlı sinek bile etkilenmiyor.

Yalnızca kuru çay ve kabuklu fındıklar etkileniyor olabilir mi böyle bir şey?

Bir bölgenin insanları diyor ki;biz hiç olmadığı şekilde kanserden dolayı yok oluyoruz.

Her evde her köyde her mahallede kanserden ölen insanlarımızın sayısı artıyor.Biz bunun Çernobil’den olduğunu düşünüyoruz.Yok oluyoruz tükeniyoruz.

Zamanında önlem almadınız ama hiç olmazsa şimdi gelin bu konuyu bir ciddi bir şekilde araştırın,önlemler alın,çözümler üretin.Bizi yaşamış olduğumuz bu travmadan bir kurtarın,rahatlatın.Ama kimse dinlemiyor.

Tamam halledilecek deniliyor.20 yıl süren bir halledilme olabilir mi?Bu iş bu kadar gayri   ciddi bir iş mi?

Kime diyelim,kimi kime şikayet edelim.Karadeniz son 20 yılda iki başbakan çıkardı,bakanlar çıkardı ama bu konuyu bir türlü halledemedi.

Karadenizli politikacılar,başbakanlar,bakanlar en çok bu yüzden suçludurlar Karadenizlilere karşı.

  En çok onlar nasıl bakıyorlar, Karadenizlilerin yüzüne.

Nasıl katılıyorlar “kanserden” ölen birisinin cenazesine.

Not:Bu yazı yeni TCK’ ya dikkat edilerek yazılmıştır.Gene de suç içeren unsurlar varsa yapacak bir şey yok,en fazla bu kadar yumuşatabildim bu yazıyı.

PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -