Ordu büyük şehir belediyesinin Altınordu’da eski çöp alanını imara açmasına karşı düzenlenen 8’inci yürüyüşe polis engeli
HABER:Coşkun ÖZBUCAK
ORDU – Ordu’nun Altınordu ilçesi Durugöl Mahallesi’nde, Melet Irmağı kenarında bulunan eski çöp alanında Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmak istenen imar değişikliğine karşı verilen mücadele devam ediyor. Mücadele kapsamında platform bileşenleri, 8’inci pazar günü yürüyüş gerçekleştirdi.
Ordu Çevre Derneği’nin (ORÇEV) çağrısıyla bir araya gelen Durugöl Platformu bileşenleri, 19 Eylül Ortaokulu önünde toplanarak Tahıl Pazarı Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında polis ekipleri, valilik tarafından yürüyüşe izin verilmediği gerekçesiyle grubu durdurmak istedi. ORÇEV yöneticileri, demokratik haklarını kullandıklarını belirterek yürüyüşü sürdüreceklerini ifade etti. Polis yetkilileri ise yürüyüşün devam etmesi halinde yasal işlem yapılacağını bildirdi. Kısa süreli tartışmaların yaşandığı alanda, yürüyüşe destek veren CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, polisin engelleme girişimine tepki gösterdi.

Yaşanan tartışmaların ardından platform bileşenleri yürüyüşe devam etti. Yürüyüş, Süleyman Felek Caddesi’nde sona erdi.
Burada yapılan basın açıklamasını ORÇEV Başkan Yardımcısı Serdar Görnaz yaptı. Görnaz, Melet Irmağı çevresindeki eski çöp alanının imara açılmasının çevre ve halk sağlığı açısından ciddi riskler taşıdığını belirterek, söz konusu alanın rant projelerine değil kamusal yarara uygun şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Görnaz , ” Melet Havzası beton değil, yaşamdır. Melet Havzası’nın imara açılmaması için yürüttüğümüz mücadele, 8. yürüyüşle kararlılıkla sürmektedir.Melet Havzası yalnızca bir arazi değildir. Bütün canlıların yaşam alanıdır. İnsanlar için nefes alınabilecek bir yeşil alan, bir buluşma ve dinlenme yeridir. Bizler bu alan betonlaşmasın, yaşasın diye mücadele ediyoruz. Bu kapsamda 18 bini aşkın imzayı Ordu Büyükşehir Belediyesi’ne teslim ettik. Ardından halk adına görev yapan ve halka açık olması gereken Ordu Büyükşehir Belediyesi Meclis Toplantısı’nı; sivil toplum örgütleri, çevre bileşenleri ve siyasi parti temsilcileri olarak dinleyici sıfatıyla izlemek istedik. Ancak Ordu Büyükşehir Belediyesi yönetimi, ORÇEV ve bileşenlerinden oluşan çevre temsilcilerini meclise almadı.“Halka açık” denilen meclise halk sokulmadı. Meclise çıkan merdivenler ve asansör önleri zabıta ve başkanın korumaları tarafından tutuldu. Girişler keyfi biçimde engellendi. Çevre savunucularına yönelik tutumlar taciz boyutuna ulaştı. Bu yaklaşım ne hukuka ne de demokratik belediyecilik anlayışına sığar. Doğayı savunanlar kendi çıkarları için değil, kamusal yarar adına konuşur. Onları susturmak, halkın geleceğini susturmaktır. Bir kentte doğayı savunanlar susturuluyorsa, orada demokrasi yoktur. Orada ancak sandıkla süslenmiş, katılımı değil itaati esas alan bir yönetim anlayışı vardır .Demokrasi, alkışlayanı içeri alıp itiraz edeni kapıda bırakan bir düzen değildir. Tam tersine, en çok itiraz edene kapıyı açmak zorundadır. Melet Havzası için konuşanlar susturuluyorsa; orada meclis vardır ama halk yoktur. Oy vardır ama söz yoktur. Yetki vardır ama meşruiyet yoktur.
Asıl mesele şudur: Yerel yönetim, doğasını savunan yurttaşından korkuyorsa; korkulan çevreciler değil, gerçeğin kendisidir. Tarih bunu defalarca göstermiştir. Doğa susturulamaz. Susan yalnızca yöneticilerin vicdanıdır. Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Hilmi Güler, “Çevrecilerin meclise girmek istediğinden haberim yoktu” demektedir. Bu doğru değildir. Çevrecilerin meclise alınmaması, belediye başkanının bilgisi ve iradesi dışında gerçekleşemez. Bu sorumluluktan kaçmak gerçeği değiştirmez. Başkan Güler’in “meclisi protesto etmeye geldiler” söylemi de bütünüyle yanlıştır. Bizler meclisi protesto etmeye değil, meclis toplantısını izlemeye geldik. Derdimizi anlatmaya geldik. Sivil toplum örgütleri ve siyasi parti temsilcileri olarak en doğal ve meşru hakkımızı kullanmak istedik.
Buna rağmen provokatör ilan edildik. Başkan Güler ayrıca, Ordu Büyükşehir Belediyesi projelerinin mahkeme kararıyla durdurulmasını bir suçlama gibi dile getirmektedir. Oysa dava açmak anayasal bir haktır. Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı veriyorsa, bu projelerin hukuka aykırı olduğunun açık göstergesidir.Bu söylemle aslında “yasal hakkınızı kullanmayın” demek istemektedirler.
“Bu mücadele susmayacak. Geri çekilmeyeceğiz”
Buradan soruyoruz: Mahkeme kararları uygulanıyor mu? Hayır. Mahkeme kararlarını uygulamamak anayasal bir suçtur. Bizler anayasal, meşru ve demokratik haklarımızı kullanmaya devam edeceğiz. Meclise katılma talebimizin muhalif meclis üyeleri tarafından biliniyor olmasına rağmen, hiçbirinin tek bir söz söylememesi; suskun kalması ve görmezden gelmesi kabul edilebilir değildir. Belgeler ve bilgiler Meclis Başkan Vekiline sunulmasına rağmen, Melet Havzası gündemine dair tek bir cümle dahi kurulmamıştır.
Buradan soruyoruz:
Meclis üyeleri kimin adına, kimler için orada oturmaktadır? Bugün gelinen noktada tablo nettir: Halkın meclisine halk alınmamıştır. Çevre mücadelesi yürüten yurttaşlar, kendi kentlerinin geleceğine dair söz söylemekten yasa dışı yollarla alıkonulmuştur. Biz buradayız. Melet Havzası’nı savunmaya devam edeceğiz. Bu kentin suyunu, toprağını, havasını korumak suç değil; vatandaşlık görevidir. Demokrasi yalnızca seçimden seçime hatırlanacak bir kavram değildir. Melet Havzası beton değil, yaşamdır. Bu mücadele susmayacak. Geri çekilmeyeceğiz”
“Asıl zulmü çekenler Ordu halkıyla birlikte o kargalar, o martılardır”
Eyleme destek veren CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel konuşmasında şunları söyledi:
“Ordu Melet Irmağı’nın Karadeniz’e ulaştığı hatta yapılmak istenen bu zulümle ilgili olarak; Ordu İl Başkanımız Bülent Akban ve Altınordu İlçe Başkanımız Halis Poyraz ile birlikte Ordu Çevre Derneği’nin basın açıklamasına katıldık. Zaten gerekli açıklamalar yapıldı. Ben yalnızca birkaç noktaya değinmek istiyorum. Önceki gün Büyükşehir Belediye Başkanı Hilmi Güler bu konuyla ilgili birkaç cümle kurdu. Pek çok rahatsız edici konu varken, meseleyi “orada kuş varmış” diyerek geçiştirdi. Bahsettiği kuşlar karga ve martıdır. Bu yaklaşım, olaya nasıl baktığını açıkça göstermektedir. Sayın Güler, senin küçümsediğin o kargalar arasında 80–100 yıl yaşayanlar vardır. Belki de Kurtuluş Savaşı’nı gördüler, Rusumat-4 gemisini gördüler. Ama bir şey daha gördüler: Süleyman Felekleri gördüler, Furtunizade Yusufları gördüler. Bu kente gerçekten belediye başkanlığı yapmış tarihsel kişilikleri gördüler ve ne yazık ki seni de gördüler.Aslında asıl zulmü çekenler Ordu halkıyla birlikte o kargalar, o martılardır. Bunu da açıkça söylemek gerekir. Küçümsemeyin.

“Halkının sana emanet ettiği dağı, taşı şirketlere teslim ediyorsun. Madenciliğe açıyorsun, peşkeş çekiyorsun”
Yine diyorsunuz ki “Her şeye yürütmeyi durdurma kararı alıyorlar.” Burası bir hukuk devleti. İnsanların yasal haklarını kullanarak mahkemelerde adalet aramasından daha doğal ne ola bilir? Yürütmeyi durdurma kararlarından neden bu kadar rahatsızsınız? Çünkü artık yürütemiyorsunuz. Her zaman yaptığınızı yapamadığınız için buna karşı çıkıyorsunuz. Biz bu sürece sonuna kadar karşı çıkmaya devam edeceğiz. 19 bin imza topladık, daha fazlasını da toplayacağız. O kapıları kimseye kapatamazsınız. O belediye bu halkın belediyesidir. “Hani diyorsunuz ya kapım açık” diye… Benim elimde görüntüler var. Mavi bant çekilmiş, bodyguardlar kapılara dizilmiş, girişler kapatılmış. “Kapılar açık” diyorsunuz ama benim gördüğüm kapılar kapalıydı. O yüzden yalanı yönetmeyi bırakın, şehri yönetin. Biraz önce barınaktan geldim. Orada bir dehşet yaşanıyor. Bu şehri yalnızca insanlarıyla değil, bu şehirde yaşayan ve yaşamayan tüm canlılarıyla yönetiyorsunuz. Barınakta küçücük köpek yavruları ölmüş, sağa sola atılmış. Açlıktan birbirini yiyen köpekler var. Video ve görüntülerle tespit edilmiş durumda. Kaburgaları sayılan hayvanlar var.“Hayvan” diyorum ama aslında şunu sormak lazım: Bu şehirde yaşayan her canlı yönetilendir; taşıyla, toprağıyla. Ve sen, halkının sana emanet ettiği dağı, taşı şirketlere teslim ediyorsun. Madenciliğe açıyorsun, peşkeş çekiyorsun. Asıl işini yap. Gel, buraları yönet. Ama bir kez daha soruyorum: Eğer “hayvan” diyeceksek, vahşetle yönetilenler mi hayvan; yoksa bu zulmü onlara reva görenler mi?” dedi
https://youtu.be/yowQjPtUys8?si=wq089r8QfE4kIAtL
