Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı, yeni Milli Parklar Kanunu’nu bir “müjde” olarak duyurdu. Peki, bu müjde Kastamonu köylüsünün cebine mi yarayacak, yoksa maden şirketlerinin önündeki engelleri mi temizleyecek?
Madalyonun Ön Yüzü: “Koruma Kalkanı”
Sayın Bakan diyor ki: “Doğamızı koruyacağız, kaçak avcıya göz açtırmayacağız, yerel halkı alan kılavuzu yapıp sürece dahil edeceğiz.” Kulağa harika geliyor, değil mi?
Ama gelin, Ajans 37 olarak madalyonun arka yüzüne, o tozlu maden dosyalarına bakalım.
Madalyonun Arka Yüzü: Maden Kuşatması
Şu an Kastamonu’da 57 bin hektardan fazla alan maden ihaleleriyle parsel parsel satılmış durumda.
Taşköprü’de maden sahası merkeze sadece 1.500 metre!
Küre’de 1.400 hektarlık “mega saha” köyleri ve ormanları yutmuş!
Milli Parklarımızın (Ilgaz, Gavurdağı) dibinde, 500-600 metre mesafede maden ruhsatları kol geziyor.
Zurnanın Zırt Dediği Yer: Alan Kılavuzluğu
Yeni kanundaki “yerel halkı sürece dahil etme” maddesi aslında bir “ikna odası” stratejisi mi?
Maden şirketi gelip köyün merasını, suyunu, ormanını alırken; devleti temsil edenler köylüye şunu mu diyecek: “Toprağını madene ver ama üzülme, seni alan kılavuzu yapalım, gelen turiste rehberlik edip harçlığını çıkar.
” Bu bir koruma değil, geçim kaynağı elinden alınan köylüye verilen bir “teselli ikramiyesi”dir!
Sormaya Devam Edelim.
Kaçak avcıya “sıfır tolerans” gösteren bu kanun, dağı taşı dev makinelerle tıraşlayan, su kaynaklarımızı zehirleyen mega maden şirketlerine de “dur” diyecek mi?
Yoksa köylüye “alan kılavuzluğu” kimliği verilip, kendi toprağının yok oluşunu izlemesi mi istenecek?
Mirasımıza sahip çıkmak, sadece kaçak avcıyı kovalamak değil; ormanı, suyu ve toprağı maden baronlarına teslim etmemektir!
Mehmet Eren
Ajans 37
