Kuzey Teve

Cemaat’e Cumhuriyet tarihinin en büyük davası açılacak

Cemaat’e Cumhuriyet tarihinin en büyük davası açılacak
Gençağa Karafazlı( karafazli@msn.com )
125 views
03 Ocak 2021 - 14:10
Spread the love

“CEMAAT ÜYELERİNİ ÖYLE BİR YETİŞTİRİYORLAR Kİ…”
 Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, Özgür-Der’in toplantısında yaptığı konuşimada;  “Taşeronluğu paralel devlete verdiler.Cemaat projesi 23 yıllık bir projeydi. 1991 yılında bir protokol yapıldı. 2000 yılına kadar kuluçka dönemiydi. 2000’den sonra fiilen örgütlenmeye başladılar. İslam dünyasının sınırlarının, rejimlerinin, iktidar yapılarının yeniden belirlenmesine varan bir komploydu. Büyük Ortadoğu Projesi de bu senaryonun bir parçasıydı.Deşifre oldular, bundan sonra yol almaları çok zor.Şimdi 41 bin dava geliyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük davası olacak.” dedi.

Kzd. Ereğli’de, Özgür-Der tarafından düzenlenen‘Küresel Vesayet Karşısında Müslümanlar’ konulu konferansa, gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak ve yazar Hamza Türkmen konuşmacı olarak katıldılar. Konferansta konuşan yazar Hamza Türkmen, Müslümanların yaşadığı topraklarda son yıllarda yaşanan sıkıntıları değerlendirdi. Türkmen, “Batı yükselirken biz, Kur’an nimetinden ve Kur’an’ı yaşama örnekliğinden uzaklaştıkça düştük. Ve sonuçta Osmanlı Devleti’nin düşmesiyle beraber, özellikle içimizdeki Batıcı, Frenkleşmiş işbirlikçilerin ve özellikle Batılı üstün güçlerin vesayeti altına girdik.”dedi.

“CEMAAT ÜYELERİNİ ÖYLE BİR YETİŞTİRİYORLAR Kİ…”

Fethullah Gülen Cemaati’nin, AKP kurulurken partinin bileşenlerinden birisi olduğunu anlatan Türkmen, Cemaat’in ‘Her şey benim olsun’ tarzında bir inisiyatif kurmak istediğini belirtti. Cemaat’in, kurumlara personel alınırken tümünün kendilerinden olması noktasında direttiğini ifade eden Türkmen, şöyle dedi:

“Böyle benmerkezci, tahakkümcü ve hizipçi bir anlayışları var. Çünkü din anlayışlarında sakatlık var. Onlara göre cemaat çok kutsal bir şey. İslam demek cemaat, cemaat demek İslam. Cemaat üyelerini öyle bir yetiştiriyorlar ki, ‘Ben cemaatin menfaati için yahut gelecek nesil namaz kılsın diye, bugün namaz kılmayabilirim, bugün başımı açabilirim, şu fedakarlığı yapabilirim’ tarzında şartlandırılıyor bu insanlar. Harp hiledir anlayışı çerçevesinde, hiçbir Müslüman, ajanlık yapacağım diye içki içemez, zina yapamaz. İnsanlara kumpas kuramaz. Haram, İslam adına ajanlık yapan insan için de haramdır. Ve bu insanlar AK Parti’yle birlikte çok fazla büyüdüler. Tayyip Erdoğan dengeyi sağlamak isteyince de, diktatör ilan ettiler. Gezi Parkı olayında da, 17-24 Aralık’ta da gündeme geldi; amaç ya boyun eğdirmek ve istedikleri düzeyde bir AK Parti oluşturmak, oluşturamıyorsa Tayyip’i tasfiye etmek, edemiyorlarsa da AK Parti’yi tasfiye etmek. Kendilerinde böyle bir güç görüyorlar. Küresel güçler bizatihi bunları mobilize ediyor, yönlendiriyorlar. Başörtüsü serbest değil mi? Bunların hukuk fakültesinde okuyan kız öğrencilerinin hepsinin başı açık. Niçin? Çünkü mezun olduğunda İslamcı bilinmesin. İcabında liberal görünecek, solcu görünecek. Adliye sistemine sızacak, kaymakam olacak, savcı olacak, hakim olacak.”

Fethullah Gülen’in her gün rüyasında Hz. Muhammed ile görüştüğünü söylediğini, görüntülerde hıçkıra hıçkıra ağlayarak ‘Bu gece göremedim, beni terk etti’ dediğini anımsatan Türkmen, “Perşembe akşamları da Resulullah’la istişare toplantısı yapıyor.” dedi.

“SERVET VE İKTİDARLA TANIŞAN MÜSLÜMANLAR, KENDİ YAŞAYIŞLARINI MEŞRULAŞTIRAN BİR DİN İCAT ETTİLER”

Gazeteci-Yazar Abdurrahman Dilipak, konferanstaki konuşmasında, Müslümanların yaşamlarını daha fazla ahirete göre düzenlemeleri gerektiğine inandığını belirterek, “Sanıyorum biz çok fazla sekülerleştik. Laiklikten kaçalım derken sekülerizmin batağına düştük. O ruhani kimliğimizi biraz kaybettiğimizi düşünüyorum. Bizim iktidar gücümüz ve paramız arttığı ölçüde imanımız artmadı. Esnafımız biraz daha parası artarsa, Çeçenistan’a daha fazla yardım edeceğini zannediyordu. Parası artınca, sekreteriyle evlenmeyi, yazlık almayı, jip almayı seçti. Biz küresel emperyalizmi biraz politik güçler olarak görmeye başladık. İnsanlar giderek o manevi pırıltılar yerine, maddi pırıltıları seçmeye başladılar. Bizim yeniden Müslüman olmaktan başka çaremiz yok. Atalarımızın dininden Allah’ın dinine dönmemiz gerekiyor.” diye konuştu.

Dilipak, şöyle devam etti: “Mustafa Kemal ölmeden önce, üzerinde ısrarla durduğu –ki Pakistan’a gönderdiği mektupta da bunu görebiliyoruz, ‘Bu hilafet ne zaman buzdolabından çıkarılacak?’ Hilafeti ertelediler, dediler ki ‘Şu Müslümanların üzerinden bir silindirle geçelim, tarihle, kültürle.Öncelikle de Osmanlı bakiyesi olan Anadolu topraklarında. Çünkü burada 43 halk var. ‘Önce bunların tarihle, kültürle, inançla bağlarını koparalım’ dediler. ‘Ondan sonra da yeni bir din icat ederiz. O dinin merkezini de yeniden hilafet şekilde tanımlarız.’ ‘Bu defa Türkiye üzerinden İslam coğrafyasına bu yeni dini pazarlarız’ diye bir plan yaptılar. Mustafa Kemal ölmeden önce de, ne zaman bu yeni hilafet ihya edilecek? Onun üzerinde çalışıyordu, öldü. 1946’da yeniden bu konu gündeme geldi. Baktılar bu dindarlar yeniden örgütlenecek, ‘kendi içimizden birisini çıkaralım da kontrollü olarak yumuşak geçiş yapalım’ dediler.Cumhuriyet Gazetesi bir yıl şeriatçı yayın yaptı. O zaman işte ezanın Arapçaya çevrilmesi gündeme geldi. 1954’te, Cumhuriyet Gazetesi bile şeriatçı yayın yapıyordu. İlahiyatçılar buna karşı çıktı. Çünkü içi boşaltılmış, TSE damgalı bir din icat etmek istiyorlardı.Çünkü Amerika, ılımlı İslamcı hareket üzerinden sadece Türkiye’de dinin bitirilmesi değil, diğer İslam ülkelerinde de Euro-İslam, Batı standartlarına indirgenmiş bir İslam istiyordu. Onun için zorunlu din derslerini getirdiler ki, TSE damgalı bir din üretelim, dini reforma tabi tutalım. 1974’ten sonra da, iktidarla tanışan Müslümanlar, servetle tanışan Müslümanların dünyevileştiğini gördüler. Bu kez iktidara ortak ederek Müslümanlığı dönüştürmeye çalıştılar. Çünkü servet ve iktidarla tanışan Müslümanlar, sopayla üzerine gittiğinizde direniyorlar. Ama onlara iktidar, servet verdiğinizde, kendi yaşayışlarını meşrulaştıran bir din icat ettiler. Onun için bizi sürekli iktidara ortak etmeye çalıştılar. 1980’den sonra da bu işin taşeronluğunu paralel devlete verdiler. 1991 yılında bir protokol yapıldı. 2000 yılına kadar kuluçka dönemiydi. 2000’den sonra fiilen örgütlenmeye başladılar. Yani bu küresel vesayet size bir de din biçmek istiyor. Son gelinen noktada da, yeşil sermayeyi ve ılımlı İslamcıları derin yapıya entegre etmek istiyorlar.”

“CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK DAVASI OLACAK”

Konferansın son bölümünde soruları yanıtlayan Dilipak, 17 Aralık’ta yapılan rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun, 24 Aralık’taki ikincisini işaret ederek, şunları kaydetti: “Birinci etap bitti ikinci etap başlayacak olsaydı, Tayyip Erdoğan başka yerde olacaktı. Deşifre oldular, bundan sonra yol almaları çok zor. ‘Tayyip Erdoğan’ı düşürürsek AK Parti’yi teslim alırız, AK Parti’yi teslim alırsak ülkeyi, ülkeyi teslim alırsak da İslam dünyasını teslim alırız’ diye bir hesap vardı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Şu anda sistem kilitlenmiş durumda. İçeriden çok ciddi bilgi akışı var. Zannediyorum bu günlerde de yeni bilgiler kendisine ulaşacak. Ve Tayyip Erdoğan’ı vurarak ortadan kaldırmanın da bir çözüm olmayacağı konusunda bir endişe var Batı’da.Cemaat projesi 23 yıllık bir projeydi. İslam dünyasının sınırlarının, rejimlerinin, iktidar yapılarının yeniden belirlenmesine varan bir komploydu. Büyük Ortadoğu Projesi de bu senaryonun bir parçasıydı. Tayyip Erdoğan’a şiir okudu diye mahkumiyet kararı veren irade, seçim bittikten sonra onu Meclis’e getiren irade, Baykal o gece peygamberimizi rüyasında gördüğü için böyle bir tercihte bulunmadı. Ona başkaları kulağına birşeyler söylediler ama o rolünü iyi oynayamadığı için de cezalandırdılar. Hollywood senaryosu bizim Beyoğlu figüranlarıyla çekilmeye çalışılınca böyle oldu.

AK Parti ve cemaat her zaman birbirine muhtaçtılar. Cemaat harekete geçti. Çünkü Tayyip Erdoğan başına Baykal’ı oturtarak, arkasına Cemaat yerleşerek, onu vitrin dekoru haline getirmeleri gerekirken; Tayyip Erdoğan Baykal’ı diskalifiye edince kontrol dışı kaldı. Cemaat de bürokraside koltuk kapmaca oynarken Tayyip Erdoğan Karadenizlilere inşaat sektörünü, Adıyamanlılara sağlık bakanlığını, Süleymancılara Türk Hava Yollarını; herkese bir yerleri açtı. Tayyip Erdoğan kendi ayakları üzerine basmaya başladıktan sonra, bu defa onları tasfiye edip normalleşmeye geçmek istedi, o zaman da kızılca kıyamet koptu. Memuriyette terfi edecek kişileri, 41 bin kişinin sicilleriyle oynamışlar. Kendi adamları görevden alınsa bile, yerine gelecek kişilerin oraya gelmesini engellemek için. Şimdi 41 bin dava geliyor. Bu kişiler kendileri bu sınavları kazanmamışlar, soruları önceden dağıtmışlar. Tezgahı iyi kurmuşlar. Bunların hepsinin davası görülürse, Cumhuriyet tarihinin en büyük davası olacak. Bir de bu örgütlendikleri 160 ülkedeki, oralara da dava açılacak olursa bu son yüzyılın en büyük davası olabilir.”

Sabriye Aşır

PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -