Kuzey Teve

Baba Gün’ün eylemi ülkedeki ‘kayıpların’ özeti

Baba Gün’ün eylemi ülkedeki ‘kayıpların’ özeti
Gençağa Karafazlı( karafazli@msn.com )
39 views
03 Ocak 2021 - 12:51
Spread the love

Diyarbakır’da düzenlenen ‘Kayıp Adalet ve Hakikat Arayışı, Tıbbi Belgeleme ve Cezasızlık’ konulu panelde, 87 gündür açlık grevi yapan Kemal Gün’ün durumu örnek gösterildi.


Bahar KILIÇGEDİK


ARTI GERÇEK– “17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” kapsamasında İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi’nde bir panel gerçekleştirildi. ‘Kayıp Adalet ve Hakikat Arayışı, Tıbbi Belgeleme ve Cezasızlık” konulu panelin konuşmacıları Adli Tıp uzmanı Prof Dr. Ümit Biçer ile Avukat Reyhan Yalçındağ Baydemir’di. Panele HDP, DBP’li yöneticiler ile çok sayıda kayıp yakını katıldı.

Panelin moderatörlüğünü yapan İHD  Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, insan hakları savunucuları olarak “faili meçhul” olaylar ve kayıplarla ilgili adalet arayışından asla vazgeçmeyeceklerini söyledi. Ülkeye barışın ancak yüzleşme ile gelebileceğini ifade eden Bilici, “Toplu mezarlar açılmadan kimliklere ulaşmadan, bu işlenen suçlar tespit edilmeden bu ülkeye barış gelmeyecek. Taraflar arası barış gelse bile hakikatler açığa çıkmaz ise barış, adalet olmaz” dedi.

Panelistlerden  Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer, konuşmasında toplu mezarlara değindi. Toplu mezarların, iktidarların insanları mezarsız bırakma politikasından kaynaklı oluşturulduğunu belirten Biçer, “Bütün iktidarlar en büyük iktidarlarını mezarsız bırakma üzerine kurar. Bu topraklarda yas tutmanın engellenmesi, ağıtları yakmanın engellemesi  var. Ermeni Soykırımı, Aleviler, Kürtler’in bu topraklarda yas konusunda nasıl travmalar yaşadığını çok iyi biliyoruz” dedi.

GERİDE KALANLAR ARAMAYA DEVAM ETMELİ

Dünyada uygulanan zorla kaybettirme tarihinin 2. Dünya Savaşına dayandığını anlatan Biçer, Latin Amerika ülkeleri ve Türkiye’de benzer durumların yaşandığını söyledi. Zorla kaybettirme politikasının, insanların evlerinden çıkarılarak uygulandığını ifade eden Biçer, bununla ‘Sizin için güvenli olan eviniz, sizin için koruyucu değildir’ mesajı verilmek istendiğini söyledi. Bu mesajla aslında kayıp yakınlarının da tehdit edildiğini belirten Biçer, kayıplarını arayanların yılmaması gerektiğini şu sözle anlattı: “Geride kalanların yapması gereken işler var. Biz sözümüzü söylemezsek, aramaktan vazgeçersek kaybetme yolunun önünü açarız. Onları görünür kılmak bizim görevimizdir. Kayıplarla ilgili sadece çocuklarımızı değil, aslında hakikati ve barışı arıyoruz.”

KEMAL GÜN’ÜN EYLEMİ ÜLKEDEKİ DURUMU ÖZETLİYOR

Kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması ve faillerin yargılanması konusunda Türkiye’nin adım atmadığını söyleyen Biçer, “OHAL’in ilan edildiği bir dönemde, barışı konuşmadığımız sürece Kayıplar Haftası ile ilgili adım atamayız. Kayıplarla ilgili devletin geçmişte işlenen suçlarla yüzleşmesi, özür dilemesi ve bu olaya neden olan sorumlulukların adalet önüne çıkarması gerekir. Ancak bu şekilde adım atılabilir. Şiddetin hakim olduğu, hukukun rafa kaldırıldığı bir ortamda devletten adım atmasını beklemek gerçekçi değildir. Bugün çeşitli olaylarda yine zorla kaybedilmeye dair öyküler konuşulmaya başlandı. Bunların konuşulması bile Türkiye’deki mevcut durumun vahametini gösteriyor. Üstelik en son Dersim’de bir babanın (Kemal Gün) çocuklarının kemiklerini ulaşması için son çare olarak kendi bedenini, adeta sessiz çığlık olarak eyleme dönüştürmesi hakikaten bu ülkedeki durumu özetliyor” dedi.

FAİLLER AKLANIYOR, DAVALAR ZAMAN AŞIMINA UĞRUYOR

Raci Bilici,  Türkiye’de zorla kaybettirilme politikasının sürdürüldüğünü söyledi. Faillerin bulunması konusunda herhangi bir soruşturmanın da yapılmadığını ifade eden Bilici, “Kayıplar ile ilgili yetkililere sunduğumuz deliller dikkate alınmıyor. Davalar ile ilgili açılan dosyalar zaman aşımına giriyor. Failler aklanıyor, davalar düşürülüyor, dosyalar kapatılıyor. Dolayısıyla devletin politikasında bir değişim yok. Bir dönem kaybettirildi, infaz ettirildi. Bu dönem ise o infaz eden, katleden kişiler aklanıyor” dedi.

TAHİR ELÇİ CİNAYETİ NEDEN AYDINLATILMIYOR?

Geçmişe kaybettirme politikasının bu gün ‘faili meçhul’ cinayetlere dönüştüğünü ifade eden Bilici, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi cinayetini örnek verdi.
“Tahir Elçi’nin faili bulunmadı, bulma gibi bir dertleri de olduğu görünmüyor.  Etkili bir soruşturma yürütülmüyor. Bütün bunlara baktığımızda, devletin politikasında bir değişim olmadığını görüyoruz. Faillerin, bu dönemde de korunduğu politikasının devam ettiğini görüyoruz. Biz kaygıyla endişeyle, izliyoruz. Çünkü her gün bir dosya zaman aşımına uğruyor. Gerçek olan şudur ki insanlığa karşı işlenen suçlarda hiç bir zaman, zaman aşımı olmaz. Devletten talebimiz bir an önce bu hukuksuzluğa adaletsizliğe, bu ailelerin her gün gördüğü işkenceye son verip, etkin bir soruşturma yapılıp faillerin ortaya çıkarılması, adaletin tesisidir.”

OHAL SÜRECİ İLE HERŞEYİMİZ EKSİLDİ

Bilici, hak arama mücadelelerinin OHAL döneminde daha da zorlaştığını ifade etti. Kayıp yakınlarının açık alanda oturma eylemini yapmalarına dahi müsaade edilmediğini anlatan Bilici, “OHAL gerekçe gösterildiğinden eylemlerimizi dernek binasında yapmak zorunda kalıyoruz. OHAL yaşamın her alanına yansıması oluyor. OHAL’in kaldırılması gerekiyor. OHAL’in devam etmesi, temel hak ve özgürlüklerin askıda durması demektir. OHAL süreciyle her şeyimiz eksildi. Eksilmeyen hiçbir şey kalmadı. İşimizi, aşımızı, özgürlüğümüzü kaybettik. Yaşam güvencemiz kalmadı. Dolayısıyla OHAL’in biran önce kalkması lazım” diye konuştu.

ÜÇ KUŞAK KAYIP YAKINI BİRARADA

Avukat Reyhan Yalçındağ Baydemir konuşmasına, “Salonda üç kuşak kayıp yakını var” ifadeleri ile başladı. Çoğu kayıp yakını ile 20 yıldır tanıştığını, birlikte hak mücadelesi verdiklerini anlatan Yalçındağ, “Kimisi çocuklarını, kimisi eşlerini arıyor. Türkiye’de 22 yıldır ne olursa olsun annelerimiz bu mücadeleyi sürdürmeye kararlı olduklarını gösterdi. Her kapı zili çaldığında, kayıp yakınları ‘ya gelen oysa’ diye umutlanıyor. İnsanlık tarihinde en büyük acı travma naşına sahip olamamadır” dedi.

KAYIP VE FAİLİ MEÇHULLER SÜRÜYOR

Bölgede yaşanan yüzlerce kayıp dosyasının AİHM’e taşındığını ve bu dosyalarının çoğunda Türkiye’nin mahkum edildiğini ifade eden Yalçındağ, bu kararlara rağmen zorla kaybettirmelerin artarak devam ettiğini, faillerin ise yargılanmadığını söyledi. Yalçındağ, “Kayıplarla mücadele haftasını karşılarken, tablomuz budur. Sur, Nusaybin, Cizre ve Şırnak’ta yaşananları herkes gördü. Hala Nusaybin’de onlarca cenaze yıkıntılar arasında. Yüksekova’da öldürülen 58 cenaze Erzurum’da kimsesizler cenazesinde toprağa verildi. Bitlis’te öldürülen 18 PKK’liye ait cenazelerin sadece biri verildi. Aileler cenazelerini teşhis etmesine rağmen cenazeler ailelere verilmeyerek toplu mezara gümüldü. 2017 senesinde de, karşımızdaki zihniyet, devlet aklını son derece diğerlerine benzediğini görüyoruz” diye konuştu.

GAZETECİ, SİYASETÇİ VE AYDINLAR İÇERDE,  FAİLLER DIŞARDA

Faillerin dokunulmazlık zırhı ile donatıldığını, yargı önüne çıkarılmadığını ifade eden Yalçındağ, “HDP Milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı. Gazeteciler ve akademisyenler tutuklandı ancak polise sınırsız insan öldürme yetkisi veriliyor. Newroz gününde öldürülen Kemal Kurkut bunun en somut örneği. Kemal Kurkurt’u öldüren polis nerede? Dışarıda… İçeride kimler var? Siyasetçiler, aydınlar, gazeteciler ve barış isteyenler” dedi. 

Yalçındağ’ın konuşmasının ardından salonda bulunlar söz alarak kayıp öykülerini anlattı. Soru cevap şeklinde devam eden panel sona erdi. (Diyarbakır)

PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -