Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

AKP’nin Çay kanunu teklifi tartışılıyor

GENÇAĞA KARAFAZLI Çay Üreticileri AKP hükümetinin hazırladığı ve TBMM sunduğu

GENÇAĞA KARAFAZLI

Çay Üreticileri AKP hükümetinin hazırladığı ve TBMM sunduğu Çay Kanun Teklifini Tartışmaya devam ediyor: “Karadeniz’de yıkımın boyutu sadece çay ile sınırlı değil. HES’ler, taş ocakları, madenler yıkımın öteki yüzüdür”

AKP hükümeti tarafından hazırlanan Çay Kanunu’nda değişiklik öngören ve 20 Haziran 2022 tarihinde TBMM Başkanlığı’na sunulan Çay Kanun Teklifi ’ne yaş çay üreticileri tepkili.

Kanun Teklifine karşı Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun illerinde AKP’nin çay kanunu teklifine karşı mücadele çağrıları devam ederken Rize’nin Fındıklı ilçesinde Çay Kanun Teklifinin detayları üzerine ‘Çay Üreticileri Çay Kanununu Tartışıyor’ başlıklı bir panel düzenlendi. Rize Fındıklı’da ADD binasında gerçekleştirilen panel, aynı zamanda ‘Çay Üreticileri Çay Kanununu Tartışıyor’ başlıklı facebook hesabından canlı yayımlandı.

Panelde ‘Çay Kanun Teklifinin meclis süreci’ hakkında CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, ‘Tütün ve Şekerde ne olduğu’ hakkında Çiftçi-Sen Başkanı Ali Bülent Erdem ve örgütlenme sekreteri Adnan Çobanoğlu, ‘Sözleşmeli Tarım Nedir?’ başlığında Ünye İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde öğretim üyesi Umut Ulukan, ‘Çay Kanunu ve Hukuksal Boyutu’ hakkında Av. Zeki Yıldırım ve ‘Çay Kanununu Ne Getiriyor?’ başlıklı sunumuyla araştırmacı Fatma Genç düşüncelerini paylaştı.

Sunumların ardından salondan gelen sorularla birlikte Çay Kanun Teklifi ‘ne karşı hep birlikte mücadele çağrısı yapıldı.

“ÇAY KANUN TEKLİFİ KARADENİZLİLERE İHANETTİR”

Kanun Teklifinin görüşüleceği Tarım ve Köyişleri Komisyonu üyesi olan ve bu komisyonda CHP sözcüsü olan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Çay Kanununda değişikliğin iktidar tarafından uzun zamandır dillendirildiğini ancak metinden kendilerinin de haberdar olmadığını ifade ederek;

“Çay Kanun Teklifinin metnini 20 Haziran’da meclise sunulduğunda gördük” dedi. Çayın üretiminden tüketimine kadar giden süreçte herkesi ilgilendiren önemli bir ürün olduğuna dikkat çeken Sarıbal konuşmasında “kanun teklifleri hazırlanma aşamasında tüm ilgilileri ile paylaşılır. Metin meclise gelmeden önce bu sürecin gerçekleştirilmesi gerekir. Ancak bu Kanun Teklifi kapalı kapılar ardında hazırlandı. Bu kanun teklifinden çiftçinin, sanayicinin, ziraat odalarının ve tüketicilerin haberi yoktu” diye belirtti. Çay Kanun Teklifinin usul ve yöntem açısından eksik olduğunu ifade eden Sarıbal, “Hiçbir yerde tartışılmadan direk meclise gelmiştir. Kanunun yapılması, yönetimi ve biçimi yanlıştır. Şeffaf değildir. Bir kanun ancak herkesin rızası olduğun tüm toplum tarafından kabul edilir. 85 milyonun temel içeceği, 210 bin üreticisi, 1 milyon muhatabı olan kanun herkesin kanunu olur. Usul ve yöntem açısından Anayasaya ve tüm yasalara aykırıdır. Amacına ulaşmamıştır, çay kanunu değildir” dedi.

akp nin çay kanunu tartışılıyor
AKP NİN ÇAY KANUNU TARTIŞILIYOR

 

“BUGÜN NASIL TÜTÜNÜMÜZ YOKSA ÇAYIMIZDA OLMAYACAK”

İçerik açısından da çiftçilerin ve çayın tüm öznelerinin bu teklifte kendilerini nerede bulacaklarını soran Sarıbal,  “Bu kanun komisyondan çıkar, genel kurula iner ve cumhurbaşkanı imzalarsa geçmiş olsun sadece çayın geleceği değil özel şirketlerin başka ülkelerden getirecekleri çayların Karadeniz’e dayatılacağı bir çay olur. Türk çayı kaybolur. Nasıl anlıyoruz, bunu tütünden anlıyoruz.

Bugün nasıl kendi tütünümüz yoksa çayımız da olmayacak. Sözleşmeli tarım dayatılıyor. Türk çayında nasıl ve ne kadar üretileceği konusunda çiftçinin ve hükümetin artık söz sahibi olma hali bitecek. Her şeye rağmen bir ÇAYKUR vardı, kota kontenjan vardı, üretilen çayın yarısını alıyordu. Bir güvenceydi. Artık bu da yok. Artık ÇAYKUR diye çiftçinin güvenebileceği bir güvence olmayacak. Fiyatı ulusal çay konseyi belirleyecek. Ulusal çay konseyinin ağırlığı sanayicilerden oluşuyor. Sözleşme yapacaksınız, yapamazsanız üretemezsiniz diyor bu teklif. Biz bunu tütün de, şeker pancarın da yaşadık. Bugün şeker pancarı karaborsaya düşmüşse, Türkiye’nin içinden çıkamadığı büyük sorunlar yaratılmışsa bunun tek sorumlusu özelleştirilmiş fabrikalar ve sözleşmeli tarımdır. Sözleşmeli tarım çiftçiyi değil çiftçiden yararlanan şirketleri ve kurumları besler, zengin eder. Çiftçinin hiçbir söz hakkı yoktur. Çaylıkların yenilenmesinde de şirketlerin karar vereceği bir sürece gidiyoruz. Çiftçiyi kenarda bırakan hiçbir aşamada olmadığı şirketlerin düşüncesin mahkûm bir yapı.

“ÇAYKUR VARLIK FONUNDAN ÇIKARTILSIN”

Devlet sadece çiftçiyi cezalandırmada kullanılıyor” dedi. Karadeniz’in çayının stratejik bir önemi olduğunu ifade eden Sarıbal konuşmasının devamında şunları söyledi: “Karadeniz’in çayı çok önemli. Karadeniz için stratejiktir. Küçük üreticiyi sistem dışına iten, mülksüzleşmeyi beraberinde getirecek. Birkaç şirket alana hâkim olacak. Biz istiyoruz ki; ÇAYKUR varlık fonundan çıkarılsın, güçlü hale getirilsin, açıklanan fiyat taban fiyat olsun. Özel sektör taban fiyatının altında almasın. Devlet denetim, düzenleme işi yapsın. Bunların yerine yeni bir teklif hazırlayarak çiftçiyi teslim alan bu kanunu reddediyoruz. Bu teklif, çiftçiyi mülksüzleştiren, göçe zorlayan, çayı kendisinin ticari aracı ve hepimizi müşteri yapan 85 milyonun içeceğine müdahaledir. Bütünüyle reddediyoruz. Usul, yöntem ve içerik açısından Karadenizlilere ve bütün Türkiye’de çay tüketicilerine büyük bir ihanettir. Herkesi duyarlılığa davet ediyoruz.”

“BÜTÜN KÜÇÇÜK ÇİFTÇİLER ÜRETEMEZ DURUMDA”

Tütün üretiminde yaşanan süreci aktaran Çiftçisen Başkanı Ali Bülent Erdem, bugün çay üreticilerinin yasa geçtiği zaman yaşayacaklarının ipuçlarını Tütün Yasasının verdiğini söyledi. Tütün Yasası ile birlikte üreticilerinin yaşamının zorlaştığına dikkat çeken Erdem, “Tütün yasası 20 yıl önce 2002 yılında çıktı, üreticilerin yaşamları zorlaştı. Büyük bir çoğunluğu tütün üretiminden vazgeçti. Bütün küçük çiftçiler üretemez durumda topraklarından mesleklerinden kopuyor, kentlerin varoşlarında uygunsuz işlerde çalışıyor. Türkiye’nin tarımsal yapısı dağıtılıyor. Destekleme alımları, sübvansiyonlar ve tarımsal krediler azaltıldı. Tarımsal kitler yok edildi.” Dedi.

“560 BİN TÜTÜN ÜRETİCİSİ VARDI ŞİMDİ İSE 50 BİNLERE DÜŞTÜ”

Sözleşmeli üreticilikle birlikte tütün üreticisi sayısının azaldığını belirten Erdem, “Tekel devre dışı bırakıldı tütün ve tütüncülerimiz uluslararası sigara şirketlerinin denetimine bırakıldı. Sözleşmeli üreticilik başladı. 2002 yılında 560 bin tane tütün üreticisi vardı. Sözleşmeli üreticilikle çiftçilerin söz hakkı olmadığı biçimde sözleşmeler üreticilere dayatıldı. Sözleşme imzalamazsınız tütün üretemezsiniz dediler. Üretici sayısı 50 binlerin altına düştü. Türkiye’nin bilinen Türk tipi tütünleri yok olmaya başladı. Bu çok acılı bir süreçti. Kıraç topraklarda alternatifi olmayan bir ürün olarak tütünü bırakmak zorunda olan üreticiler Soma’da olduğu gibi madenlerde çalışmak zorunda kaldı. Bu üreticilerin çocukları olan 301 madenci madenlerde güvencesiz çalışma koşullarında katledildi.” Dedi.

üreticiler çay kanunu tartışıyor
AKP nin çay kanunu teklifi tartışılıyor

“EN GENİŞ BİÇİMDE ORTAK MÜCADELE EDERSEK KAZANIRIZ”

Birlikte mücadelenin 7 kez değiştirilmesi teklif edilen ancak her seferinde geri çekilen zeytin yasası örneğinde olduğu gibi kazanımla sonuçlandığına dikkat çeken Erdem, “Kime dokunursa onun tepki gösterdiği değil de, zeytinde olduğu gibi birlikte mücadelenin yolunun açılması önemli. Çay meselesi sadece onu üretenlerin meselesi değil. Üreticilerle birlikte tüketicilerin mücadelesini yan yana getiremez ve güçlü bir ses çıkaramazsak bu yasa meclisten geçer. Bunun meclisten geçmemesi mücadeleyle mümkün. En geniş biçimde ortak bir mücadele haline dönüştürülmelidir.” Diye belirtti.

“DÜN ŞEKERDE YAŞANANLAR BUGÜN ÇAYDA YAŞANIYOR”

Çiftçisen örgütlenme sekteri Adnan Çobanoğlu, tarımsal üretimde neoliberal politikalarla birlikte tarım küçük aile tarımı olmaktan çıkarılarak şirketlerin tam kontrolünde olan hamlelere yönelme olduğunu belirtti. Şeker üretiminde yaşananların bugün çayda da yaşandığına dikkat çeken Çobanoğlu, “Şekerde 2001 yılında, şeker yasası çıkmadan 560 bin ton civarı şeker ihraç edildi. Ürettiğimiz şekeri ülke içerisinde üretilebildiğimiz gibi ihraç da ediliyorduk. Yasa çıktıktan sonra ise şeker pancarı üreticileri şeker üretiminden vazgeçiyor, ihracat düşüyor, ithalat artıyor. Tek tek ürünlere saldırı söz konusuydu, canı yanan ses çıkarıyordu.” Dedi. Mücadele edebildiğimiz ölçüde kazanma şansı olduğunu belirten Çobanoğlu konuşmasının devamında şunları söyledi: “Zeytin yasası buna örnek. Aynı şey şu anda da çayda yaşanıyor. Şeker ve tütünde yaşananlara bakılırsa üreticiler ve tüketiciler bazı ürünlerin hem üreticilerin doğrudan tükettiği ürünler.

“BU GIDA SİSTEMİNE KARŞI HALKIN GIDA SİSTEMİNİ KURMYA İHTİYAÇ VAR”

Dayanışmacı ve kolektif bir mücadele yürütme eksikliği yüzünden bugün bu noktadayız. Küçük üreticiler yok ediliyor. Hangi ürünü üretirse üretsin bütün çiftçilerin birlikte mücadele etmeye, emekçi güçlerin dayanışma göstermesine ihtiyacı var. Bizim işçisi ile çiftçisi ile kamu çalışanı ile ekolojisti ve kentlerde yaşayanları ile birlikte bu gıda sistemine karşı halkın gıda sistemini kurmaya ihtiyacı var. AKP hükümetleri bu hakkı yok saymaktadır. Üreticilerin ve tüketicilerin bu kanun teklifinde söz ve karar sahibi olmasının önüne geçiliyor. O zaman biz kendi söz hakkımızı kendimiz almak zorundayız.”

“SÖZLEŞMELİ TARIMDA FİRMALAR ÜRETİCİLERİ TESLİM ALACAK”

Ünye Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi, Türkiye’de tarımında yapısal dönüşüm ve sözleşmeli çiftçilik: Bursa örneği kitabının yazarı Umut Ulukan, Bursa’da sanayi tipi salçalık domates üreticileri ile yaptığı çalışmayı anlattı. Tarımın piyasaya açılması ve kapitalistleşmesi süreci 2000’lerde hız kazandığını ve farklı bir döneme girdiğini belirten Ulukan, “Şirketler belirsiz bir ürünü sözleşmeli olarak almakta ya da toprak kiralayarak kendisi üretmeye yöneliyor. Ancak ikinci yolun üretim maliyeti çok yüksek. Tarımdan bugüne kadar şirketler maliyetlerin yüksekliğinden ve öngörülemeyen kuraklık, sel, böceklenme gibi problemlerle karşılaşma olasılığından dolayı uzak durdu. Tarımsal üretim bu yanıyla öngörülemezdir. O yüzden firmalar doğrudan üretimden kaçınarak sözleşmeli tarımla bütün riskleri çiftçilere bırakan bir sistemi tercih ediyor. Firma ile çiftçi arasında yapılan sözleşmede firma baştan üreticinin taahhüt etmesini ve sözleşmeyle birlikte çiftçinin toprağına girerek üretim sürecinin tamamında denetim sebebi. Ekeceği fideyi, gübreyi, hangi ay ve tarihte ve ne kadar sürede yapacağını belirliyor. Yani sözleşmeyle birlikte üreticinin denetimi firmaya geçmiş oluyor. Firma üreticiden toprağını üretim araçlarını ve emeğini sunmasını bekliyor. Çiftçi kendi toprağında çalışacak ve emeğini şirkete satacak.” Dedi.

“FİYAT BELİRLEMEDE ÇİFTÇİNİN SÖZ HAKKI YOK”

Çiftçilerin sözleşmeli üretim ile kendi topraklarında işçiler haline dönüştüğünü söyleyen Ulukan konuşmasının devamında şunları söyledi: “Firmaların elini kolaylaştıran bir sistem bu. Riskleri ve maliyetleri çiftçiye aktaran bir sistem. Firma üretimin kalitesini de, hasadın zamanını da, gübreyi de belirliyor. Fiyat konusunda da firmalara bir araya gelerek tekelci bir alım fiyatı belirliyorlar, çiftçilerin sözü olmuyor burada. Görüştüğümüz çiftçilerin bir kısmı bunu istiyordu. Çok büyük toprak sahibi ve zengin çiftçiler bunu istiyordu. Ancak çoğunluk küçük aile çiftçileri. Çayda da yüzde 80’i 5 dekar ve altında. Küçük üreticiler domates örneğinde olduğu gibi başka çareleri olmadığı için imzalamak zorunda kalıyordu. Sözleşmeli üretimi devam ettirebilmek için borçlandılar ve firmalara daha da bağımlı hale geldiler. Toprağını satmak zorunda kaldı. Sözleşmeli üretimin küçük çiftçileri mülksüzleştirecek bir yanı da var. Sözleşmeli tarımla firmalar küçük üreticileri kendilerine bağımlı hale getiriyor ve sözleşmeler son derece eşitsiz bir biçimde yapılıyor. Mutlaka küçük çiftçilerin bir olması gerekiyor ki ancak pazarlık güçleri olabilsin.”

“ÇAY KANUN TEKLİFİ KAOS YARATIR”

Çay Kanun Teklifinin hukukini boyutunu aktaran Av. Zeki Yıldırım, bir uzman, hukukçu ve bir çay üreticisi olarak en son meclise sunulan teklifin çok daha kötü olduğunu ifade etti. Kanun teklifinin bu haliyle sorunları gidermekten ziyade kaos yaratacağına dikkat çeken Yıldırım, teklifin içeriğinde çay üreticileri açısından ciddi sorunlar bulunduğunu, bu teklifin meclise sunulana kadar kamuoyu ile paylaşılmadığını, üreticileri memnun edecek hiçbir düzenlemenin teklifte yer almadığını belirtti. Taban fiyatı ve kota konusunda üreticilerin beklentisi olmasına rağmen teklifte tam tersi olduğunu söyleyen Yıldırım konuşmasının devamında şunları söyledi:

“ÇAYKUR’un denge unsuru olması ve denetleyici görevine rağmen bu teklifte bahsedilmemesi ve yok sayıldığı görülüyor. Çay fiyatı özel sektörün eline bırakılmış durumda. Teklif, genelinde özel sektör temsilcileri tarafından hazırlandığı, ihracat ve uluslararası ticarete yönelik olduğu yönünde bir intiba oluşturuyor. Özellikle üreticilere yönelik ağır idari parasal cezalar öngörülüyor. Zor durumda olan üreticilerin fiyat belirlenmesinden sözleşmeli tarıma çay bahçelerinin devlet zoruyla sökülmesine çay alım yerlerinin belirlenmesi ve özel sektöre devredilmesi gibi düzenlemeler özel sektörün elinde üreticiyi korumasız ve güvencesiz bırakıyor. Teklif bu haliyle üreticilerin beklentilerini karşılamaktan uzak ve üreticiler açısından büyük bir kaos oluşturuyor.

“ÇAYKURUN ÖZELLEŞMEMESİ İÇİN TEKLİFİN GERİ ÇEKİLMESİ TÜM TARAFLARIN KATILACAĞI KURULTAY YAPILMASI LAZIM”

Teklife ilişkin yapılan açıklamalar teklifin nerde değiştiği konusunda belirsizliği göz önüne seriyor. İdari yaptırımlar konusunda çay üreticilerinin maliyetleri nasıl karşılayacağının bu teklifte önemli sorunlardan birisi. Bu haliyle kanun teklifi kanuna olan ihtiyacı gidermekten uzak.”  Çıkarılacak olan kanunun üreticinin, sanayicinin ve tüketicinin haklarını ve Türk çayının marka değerini korumalıdır diyen Yıldırım, ÇAYKUR’un özelleştirme kapsamına alınarak yok sayılmaması, bu nedenle teklifin yeniden gözden geçirilmesi ya da tüm tarafların katılacağı bir çay kurultayı yapılması ve metnin bu yönde hazırlanması gerektiğini belirtti.

“AKP NİN TEKLİFİ ÇAYDA SÖMÜRÜ KANUNUDUR”

Panelin son konuşmacısı olan araştırmacı Fatma Genç, çay kanun teklifinin detaylarında daha büyük tehlikelerin gizlendiğini ve bu tehlikelerin yönetmelikte açılmak üzere muğlak bırakıldığını ifade etti. Üreticilerin karşı karşıya olduğu sorunların giderilmesi konusunda teklifte bir düzenleme olmadığını belirten Genç, hükümetlerin yasa yapım süreçlerinde sermaye birikiminin sağlanmasını öncelediğini, bu kanun teklifinin ruhunun da bu yönde maliyetlerin düşürülerek çayın neoliberal piyasalara itilmesi olduğunu söyledi. Teklifin çayda sömürü kanunu olduğunu belirten Genç, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Bu kanun teklifi sözleşmeli tarım ve çelikleme yöntemiyle çayın çoğaltılması yönünde vurgular barındırıyor.

“TEKLİFTE ÇAYKURUN ADI YOK İŞÇİLEİRN GELECEĞİDE TEHLİKEDE”

Teklif çay tarım alanlarının yeniden belirlenmesi üreticilerin kendi emeği, tohumu üzerindeki denetimini kaybedeceği bir süreçle sonuçlanacaktır. Kuru çay üretilen firmaların lisanslanarak gruplandırılması ile hangi sermaye gruplarına teşvik verileceği sorusunu ortaya çıkaracaktır. Kanun teklifinde ÇAYKUR’un adının geçmemesi ÇAYKUR’un ve ÇAYKUR’da çalışan işçilerin geleceğini de tehlikeye atmaktadır.”

“KARADENİZİN YIKIMI SADECE ÇAYLA DEĞİL TAŞ OCAKALARI HES’LER MADENLER ÖTEKİ YÜZÜ”

Cumhuriyetin ilk yıllarında Doğu Karadeniz Bölgesi’ni yoksulluktan kurtarma iddiasıyla devlet eliyle getirilen çayla birlikte bölgenin tek ürüne mahkûm edildiğine dikkat çeken Genç, geçmişte devlet eliyle getirilen çayın bugün yine devlet eliyle yok edilmek istendiğini söyleyerek, “Karadeniz’de yıkımın boyutu sadece çay ile sınırlı değil. HES’ler, taş ocakları, madenler yıkımın öteki yüzü ve hepsi birbiriyle bağlantılı. O yüzden birleşik bir mücadeleyi örgütlemeli ve çayımızın geleceğine sahip çıkmalıyız.” Dedi.