Kuzey Teve

betnis giriş
betnis
yakabet giriş

Milletvekili TBMM’de Öldürülen Ardahan’ın Gerçek Kurtuluşu Hikayesi..

Milletvekili TBMM’de Öldürülen Ardahan’ın Gerçek Kurtuluşu Hikayesi..
Fakir Yılmaz( [email protected] )
252 views
23 Şubat 2022 - 2:58
Spread the love

Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru hattından sonra TANAP doğalgaz ve petrol boru hattının geçtiği Ardahan’ı anlatırken bugün yaşanacakları konuşmalarımda sık sık değindiğim konunun boşuna olmadığını bir kez daha anlıyordum. Çünkü bu boru hatlarının yani Kafkasya’dan gelip, ilk olarak Ardahan üzerinden geçen petrol ve doğalgaz boru hatlarının Ardahan’ı korumaya aldığını belirtirken bu iddiamı da Kazım Karabekir’in 101 yıl önce söylediği ‘Boğazlar, Boğazımız, Kars, Ardahan Bel Kemiğimiz’ sözleri ile teyit ediyordum. Çünkü 101 yıl önce söylenen bu söz BTC ve TANAP Boru hatlarıyla bugün yerine gelirken çıkacak bir savaşta Rusya başta olmak üzere Kafkas ülkelerinin Ardahan’ın bombalamayacağı gibi bu boru hattına muhtaç Batı ülkelerinin de Ardahan’a dokunamayacağını söylüyordum. Öyle de oldu.. İnanmıyorsanız son olarak Ukrayna’ya giren ve iki parça toprağını alan Rusya’ya müdahale edemeyen batının acınacak durumudur. Çünkü BTC ve TANAP Kafkasya’dan petrol ve doğalgaz getiriyor. Bir müdahale halinde bu iki boru hattının Rusya tarafından kapatılması korkusudur. Evet, hiçbir ordu savaşının yaşanmadığı, yerel çetelerinin birbirleriyle çatıştığı ve yapılan anlaşmalar gereği bir dönem Ruslara, bir dönem Türkiye’ye verilen ve en son olarakta Ahıska’nın alınıp, oradaki soydaşların Sibirya’ya sürgün edilmesi sonucuyla karşılaşan ülkemiz sınırları içinde kalan Ardahan bugün dünya gözünde en önemli stratejik alan olurken; ülke içinde ise hemşehri stk’ları arasında bölünerek küçülmeye devam ediyor. Evet bu kısa özet ardından gelelim ilk milletvekilinin, Halit Paşa’nın mecliste vurulup, hastaneye kaldırılmadan meclisin köhne bir odasında ölüme terk edildiği Ardahan’ın Vatan Topraklarına Katılışının 101. Yıl Dönümü tarihine… Öncelikle savaşların askeri birlikler arasında yapıldığını bilerek, Ardahan’da böyle bir savaşın yaşanmadığını yaptığımız araştırmada görüyoruz. Yani savaş meydanında ordular karşı karşıya gelmeden Ardahan kurtulmuş. Aslında kurtulmuş demektense tazminat olarak verilen topraklar uzun yıllar sonra geri alınmış. Yani buralarda kardeşçe içiçe yaşayan Gürcüler, Ermeniler ve Malakan denen Ruslar, İstanbul’dan gelen bir telgrafla bir anda birbirlerinin düşmanı kesilip, kimine göre Ermeniler, kimine göre Gürcüler, kimine göre ise de Ruslar bizimkileri doğramaya başlamış, hatta camilere toplayıp yakmışlar. Ve bizim basma kalıp, tarihimize baktığımızda da sanki bizimkiler şu an ortada olmayan ellerinde Ardahan gülleri ile öldürmeyi değil, ölmeyi beklemişler gibi anlatılır… Burasının çok karışık olduğunu ve de ‘Vatana ihanet, Terörist, Fetöcu’ yaftaları ile başımıza yeni bir dava açmadan geçerken benim tespitlerimde buralarda, öyle sanıldığı gibi harp meydanı kurulmadan birileri çekip gitmiş, giderken de kızıp yakmış, belki de önleri kesilmek istenmiş… Büyüklerimizin dediği gibi burayı geçip, işi tarihçilere bırakalım diyerek, buradan sessizce ve yumuşaktan bir geçiş yapıyoruz. Benim asıl üzerinde durmak istediğim konu, Ardahan’ın bugünkü kurtuluşudur… Bu kurtuluş adı da fakirlikten, yoksulluktan, siyasi boşluktan, göçten kurtuluştur. Peki, ‘bu nasıl olacak?’ diye her gün kafa yoran bizler gibi birçoğumuzun gayretleri bazen Çamlıçatak’ın (Gölebert) ormanlarında, bazen de Göle, Karonun suyunda, ya da Çıldır gölünün yanındaki köhne balıkçı kulübesi mi, lokantası mı bilinmez yerlerde tartışılır. Damal’da ise bir elma ile dikilen kadehlerle dükkân ardiyelerinde veya yaşlılara kaldığı için çocuk doğmayan, delinip, tünel açılmasını beklediğimiz Ulgar’ın ardından kafa yorarız… Bu gayretlerin ve de emeklerin, bol alkollü ve de kırmızı etli sohbetler yüzünden kafaları çakır keyif etmesinden o an konuşulanlar, rakının şişede durmadığı gibi beyinlerde de durmadığına şahit olur, dururuz… Ve ‘Bir daha ki 35’liği kim ısmarlayacak?’ diyerek bitirdiğimiz o güzelim kurtuluş tartışmalarını… Bunun yanı sıra bazılarımız da başta İstanbul’da olmak üzere, Ankara’da, İzmir’de ve de diğer kentlerde, Ardahan’ın nasıl olur bu halde kurtuluşunu tartışırız. Bunun içinde o yol kenarlarında bulunan, falan ET LOKANTASI, filan KENDİN PİŞİR isimli yerlerde bir araya gelir, burada bir gram et alamadığı için bir yaz boyunca kaz çobanlığı yapan ninemizden bedavadan aldığımız kazları da pişirerek, büyük şehirli olduğu için normal rakıyla değil Tekirdağ rakısıyla Ardahan’ı kurtarmaya çalışırız… Bazılarımız yukarıda saydığımız şıkları da içine alarak işi daha da büyütür, bulduğu dost akraba ile kurduğu Ardahan isimli bir dernekle, kendisine başkan dedirtir ve bu yol ile kendi öz çıkarlarını değil, toplumun sorunlarını çözmek için kendisine, FALAN DERNEĞİN, FEDERASYONUN yetmedi son olarakta KONFEDERASYONUN başkanı dedirterek kapıları aralar .. Makamları ziyaret eder, bunu yaparken de müteahhit, iş adamı ya da bürokrat olduğunu da söz arasında belirtir ve halkının yararına birçok işi de gelmişken alırız diye hesap yapar. Peki ya ÇANTACI DERNEKLER denilen, yerleri yurtları belli olmayan, 40 yıl aynı isimlerin başkan olduğu dernek ve de vakıfların çabasını göz ardı mı edeceğiz? Yok canım, onları ihmal etmek memlekete ihanet sayılır, hatta 301’den olmazsa da Ardahan’ın plakası da olan 75’ten yargılanırız bile… Çünkü onlar ÇANTA lafını ileriye götürüp, omuzladıkları kara çantalı, bol paralıları seçimden seçime alır Ardahan’a gelir ve oylarımızı alarak memleketi kurtaramasalar da, ya Türkücüler eşliğinde Şavşat’lıyı aşar, ya Erzurum’lu yu, ya da doğduğundan beri Ardahan’ı görmeyen saygın ve de Büyükşehir de bir hemşerimizi kurtarırlar .. Hatta bu yetmez, hiç de utanmadan Ardahan’a gelip, çeperlerin dibinde tuvalet ihtiyaçlarını karşılayan akrabalarını yönlendirip, birilerine BAŞBAKAN, BAKAN diye bağırtırlar .. Peki ya o buradan tortuyu bile bırakmadan, kazandığını sırtlayıp götüren ve buradayken ağa ismini alan, büyük kentler de iş adamı olanlara ne demek gerek? Ya sonradan görmenin, çıktığı yeri beğenmemesi? Onlar, gurbette sığınacak bir yer arayan buradaki insanları hemşehri adı altında toplayıp, kimisine bekçi pardon bugünkü lüks adıyla güvenlikçi, kimisine taşeron adını taktırıp ele sömürtmeden kendilerine çalıştırdıktan sonra altlarına 4×4’ler alarak, köylerinde değil Yalova’da, Kandıra’da, Avşa’da ve adını sayamayacağımız bir çok yerde aldıkları yazlıklara çekilip, “Ardahan’ı nasıl kurtaracağız?” diye kara kara düşünerek, bir yaz boyunca kafa yorarlar, arada birde o buradan kalma kara vücutlarıyla da denizlere girip, çimerler .. Evet Ardahan’ı kurtarmaya talip olanları sıraladığımız bu çok önemli ve de satır satır okunduğu takdirde konuya muhatap olanları az da olsa utandırmayacak yazımızı bitirirken, bizlerin ne yaptığına da bakmak gerek… Tabi bizler burada kaldığımız için önce sınır bekçisi, sonrada, ‘karını, kışını, buzunu çekeniz’ diyerek, kendimize ad takar, kulüplerden çıkmayıp kapalı olan yolu dolayısıyla şehre gelemeyen köylünün derdine çare bulmak için Hoşgün, Okey, Tavla oynar akşamları da masaları kurar birer kadeh içeriz. Kimimiz ise gerek yazılarıyla, kimisi ise davranışlarıyla başlarını okşatıp, mutlu olurlar… Böylece akşam ya çakır keyifli ya da abdestli olarak gittiğimiz evlerimizde karımıza hava atarız, “Vali beyleydim, Kaymakam’ın memleketi kurtarmak erbabında çok güzel projeleri var, falan müdür yaman adam’ der, aile için de çok önemli adam olarak kendimizi yutturur ve sabah siftah yapmayan dükkânda gün boyu sinek avladığımızı saklarız… Evet, bazen de benim gibi oturur sabaha kadar memleketi kurtarma derdi ile yazar, çizeriz… Yazıp, çizdikçe de birileri tarafından çok sevilir, ya adliyeye misafir ediliriz, veya da ekmek yemeyi, uykuyu unutup, bir paket sigarının ikiye çıktığını sabahın ilk ışıklarının camdan içeriye süzüldüğünü anlamayız .. Ne edelim baba ya, kimi ele kimi bele bu memleketi elbet kurtaracak birileri bir gün çıkar, işte o zaman ikinci kurtuluşu hep birlikte kutlarız. Ele değil mi yani!

PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -