Doç. Dr. Kurdoğlu: “Kamusal alanlar sermayeye teslim ediliyor, teklif geri çekilmeli”
ÖZEL HABER | Selda Karafazlı – ARTVİN

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Milli Parklar Kanunu’nda değişiklik öngören ve kamuoyunda “milli parkları talan yasası” olarak anılan kanun teklifinde yeni maddeler kabul edildi. Geçtiğimiz hafta beş maddesi kabul edilen teklifin üç maddesi daha Meclis’ten geçti.
Düzenleme, milli parklara turizm tesisleri kurulmasının ve bu tesislerin işletme haklarının 99 yıllığına şirketlere devredilmesinin önünü açıyor. Yaşam savunucuları, değişikliğin korunan alanların tamamını turizm ve sermaye rantına açabileceği uyarısında bulunuyor.
“Doğa, geri kalmışlığın panzehri sanılıp hoyratça tüketiliyor”
KTÜ Orman Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, teklifin mutlaka geri çekilmesi gerektiğini söyledi. İklim değişikliği, ormansızlaşma, madencilik ve HES projeleri bağlamında değerlendirmelerde bulunan Kurdoğlu, doğanın ekonomik krizlerin çözüm aracı gibi görülmesini eleştirdi.
“Doğa, parasızlığın ve geri kalmışlığın panzehri sanılıp hoyratça tüketilmeye çalışılıyor” diyen Kurdoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Milli Parklar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi mutlaka geri çekilmelidir. En büyük yanılgı, doğayı ekonomik sıkışmışlığın çözümü gibi görmek. Oysa milli parklar bir ülkenin geleceğe yaptığı yatırımdır; ana sermayesi mutlak koruma altındaki doğal varlıklardır. Burada yapılacak sözde yatırımlar, koruma olgusunu ortadan kaldırır.”
“Korunan alanlar bir öz-sınırlama iradesidir”
Kurdoğlu’na göre milli parklar yalnızca doğal alanlar değil, aynı zamanda politik bir tercihin ifadesi:
“Korunan alanlar, insanoğlunun her şeye hükmetmemesi gerektiği fikrinin kamusal beyanıdır. Her doğal ekosistemi altyapıya, madene ya da metalaşmış başka yapılara dönüştürmemeyi seçen bir öz-sınırlama felsefesini temsil eder. Bir korunan alan, toplumun ‘Burası yalnızca bir kaynak deposu değildir’ demesidir.”
Biyosferin insan yaşamının tek mekânı olduğunu hatırlatan Kurdoğlu, doğanın yalnızca ekonomik bir değer üzerinden ele alınamayacağını vurguladı.

Artvin uyarısı: “1980’lerden beri topraklarımız deşiliyor”
Kurdoğlu, değerlendirmelerinde Artvin’e de özel bir parantez açtı. 1980’li yıllardan itibaren bölgede madencilik faaliyetlerinin yoğunlaştığını belirten Kurdoğlu, sürecin simgesinin Cerattepe mücadelesi olduğunu hatırlattı.
Artvin’de madenciliğe karşı toplumsal bir duruş oluştuğunu belirten Kurdoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Daha ilk kazma vurulmadan önce Artvinliler, iktidar-muhalefet ayrımı yapmadan madenciliğe karşı tavır aldı. O yıl kurulan Yeşil Artvin Derneği öncülüğünde mücadele başladı. 16 Şubat sabahı nöbetin 245’inci gününde binlerce kolluk gücü müdahale etti. Gaz kokusu hâlâ hafızamızda.”
“23,6 bin hektarlık yeni maden ihaleleri verildi”
Artvin’de yeni maden ihalelerine de dikkat çeken Kurdoğlu, son olarak 7 Şubat’ta yayımlanan ihale kapsamında yalnızca Artvin için 23,6 bin hektarlık alanın daha madencilik faaliyetlerine açıldığını söyledi.
“Yahşi Artvin’de vahşi madencilik olamaz, olmamalı, olmayacak. Maden çıkarılmaya başlanalı 10 yıl oldu. 30 yıllık mücadele bu sürecin üstesinden mutlaka gelecektir. Ama bugün ama yarın… Sözde kalkınma bahanesi Artvin’i yok etmemeli.”
Tartışma büyüyor
Milli Parklar Kanunu’nda öngörülen değişiklikler, koruma-kullanma dengesi, kamu yararı ve uzun süreli işletme hakları üzerinden tartışılmaya devam ediyor. Çevre örgütleri ve yaşam savunucuları teklifin geri çekilmesini isterken, düzenlemenin önümüzdeki günlerde Meclis gündeminde yeniden ele alınması bekleniyor.


