Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Erdoğan ailesinin mal varlıklarına konulan tedbirin kaldırılmasına Çelik tepki gösterdi: Türkiye Cumhuriyeti Muz Cumhuriyeti değildir

HABER:GENÇAĞA  KARAFAZLI RİZE- Pasifik Holding yöneticilerinin mal varlıklarına yönelik tedbir

HABER:GENÇAĞA  KARAFAZLI
RİZE- Pasifik Holding yöneticilerinin mal varlıklarına yönelik tedbir kararlarının iki kez alınıp kaldırılmasına, soruşturmayla ilgili haberler yapan gazetecilerin tutuklanmasına ve yayın kuruluşlarına kayyum atanmasına tepki gösteren Demokrat Parti Rize İl Başkanı Hamit Çelik, iktidarı ve adalet sistemini sert sözlerle eleştirdi. Çelik, “Türkiye bir muz cumhuriyeti değil. Adalet güce çalışmayacak, bu adalet terazisinin artık iyi tartması lazım” dedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen fon soruşturması kapsamında Pasifik Holding yöneticilerinin mal varlıklarına yönelik tedbir kararlarının iki kez alınıp kaldırılması kamuoyunda tartışma yarattı. AK Parti Ankara Milletvekili Asuman Erdoğan’ın eşi ve Pasifik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Erdoğan, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Abdülkerim Fırat ile Rize Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Erdoğan’la ilgili süreç tartışılırken, soruşturmayı konu alan haberler nedeniyle gazetecilerin tutuklanması ve yayın kuruluşlarına kayyum atanması da tepkilere neden oldu.


Yaşanan gelişmelere sert tepki gösteren Demokrat Parti Rize İl Başkanı Hamit Çelik, Türkiye’de basın özgürlüğünün ve adalete duyulan güvenin ciddi biçimde sorgulandığını belirtti. Hukukun kişilerin siyasi konumuna, ekonomik gücüne veya iktidara yakınlığına göre değişmemesi gerektiğini vurgulayan Çelik, Türkiye’nin bir muz cumhuriyetine dönüştürülemeyeceğini söyledi.
“TÜRKİYE MUZ CUMHURİYETİ DEĞİL, HUKUK DEVLETİ OLMAK ZORUNDA!”
Türkiye’de gazetecilere yönelik baskıları ve tutuklamaları eleştiren Hamit Çelik, basın özgürlüğünün demokratik bir ülkenin vazgeçilmez unsuru olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Biraz geçmişe gitmek gerekiyor. 12 Eylül’den sonra merhum Süleyman Demirel’in de dile getirdiği ‘Konuşan Türkiye’ söylemi vardı. O dönemde yasakların kaldırılması için sürekli özgür basını savunduk. Merhum Demirel, Türkiye’nin dokuzuncu Cumhurbaşkanı olarak basına da büyük değer verirdi.
O günden bu yana yasakların olmadığı bir Türkiye’yi savunan bir parti olarak mücadelemizi sürdürdük.
Bugün ise ‘Yeni yüzyıl’, ‘özgürlükçü Türkiye’ denilmesine rağmen her geçen gün kısıtlamaların arttığı, yasakların yaygınlaştığı bir ülke hâline geldik. Gazetecilere yönelik baskılar ve tutuklamalar kabul edilebilir değildir. Söylenen her sözden, kurulan her cümleden suç çıkarılarak gazetecilerin cezaevine gönderilmesi doğru değildir.
Basın özgürlüğü olmalı. Bu milletin haber alma özgürlüğü bulunmalı. Basın susturulursa bu millet haberleri nereden alacak? Burası bir muz cumhuriyeti değil, bir diktatörlük devleti değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin özgür bir hukuk devleti olması gerekir.”

“AK PARTİ YASAKLARLA MÜCADELE VAADİYLE İKTİDAR OLDU, BUGÜN İSE YASAKLAR ARTIYOR!”
AK Parti’nin iktidara gelirken verdiği vaatlerle bugünkü tablo arasında büyük bir çelişki bulunduğunu savunan Çelik, üç Y söylemini hatırlatarak iktidarı eleştirdi:
“Hatırlayın, AK Parti ilk iktidara geldiğinde üç Y söylemiyle bu milletin karşısına çıktı. Yasaklar, yolsuzluklar ve yoksullukla mücadele edeceklerini söylediler. Millet de bu vaatlere inanarak onlara destek verdi.Demek ki o dönemde de bazı sıkıntılar vardı ki yasaklarla mücadele etmek bir siyasi slogan hâline gelmişti. Ancak bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda daha karanlık bir süreçle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.Basında çok değerli gazeteci arkadaşlarımız var. Gerçekten önemli işler yapıyor, pek çok şeyi araştırıp ortaya çıkarıyorlar. Milletin daha önce bilmediği olaylar kamuoyunun gündemine geliyor. İnsan ister istemez soruyor: Bu kadar yolsuzluk olabilir mi?Her tarafa yayılan bir çürüme görüntüsü var. Bir söz vardır: ‘Tuz kokarsa ne yapılır?’ İşte bu ülkede tuzun koktuğu bir tabloyla karşı karşıyayız.”

“GAZETECİLER SUSTURULUYOR, GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASI ENGELLENİYOR!”
Gazetecilerin baskı altında görev yaptığını belirten Çelik, basının özgürce çalışamadığı bir ülkede halkın haber alma hakkının da zarar göreceğini söyledi:
“Allah gazetecilerin yardımcısı olsun. Gazetecilerin işi gerçekten zor. İnsan artık ne yazacağını, yazdığı haberin ardından nelerle karşılaşacağını düşünmek zorunda kalıyor. Öyle bir noktaya geldik ki sanki gazetecilerin yazdıkları, geçmişteki darbe dönemlerinde olduğu gibi bir konseyin onayından geçmek zorundaymış gibi bir ortam oluşuyor.
İşin garip tarafı, sabah uyandığımızda gün içinde neyle karşılaşacağımızı bilemiyoruz. Her gün yeni bir olay ortaya çıkıyor.
İktidarın içinde de bu tür iddialarla gündeme gelmeyen insan bulmanın zorlaştığı yönünde bir tablo var. Temiz bir toplum ve temiz bir yönetim anlayışına ihtiyacımız var.”

“ÇALINANI GERİ VERMEK SUÇU ORTADAN KALDIRMAZ! ADALET HERKESE EŞİT OLMALI”
Yolsuzluk ve hırsızlık iddialarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çelik, suç işleyenlerin yalnızca malı veya parayı iade ederek sorumluluktan kurtulamayacağını belirtti. Hukukun herkese eşit uygulanması gerektiğini vurgulayan Çelik, şöyle konuştu:
“Bir insan hırsızlık yapıyor ve yakalanıyor. Peki, yakalandığında kendisine ‘Ne çaldıysan geri koy, sonra serbest kal’ denilirse böyle bir şey olabilir mi?
Bu yaklaşım, insanları hırsızlığa teşvik etmek anlamına gelmez mi? O zaman herkes çalsın, yakalandığında parayı geri versin ve ceza almadan kurtulsun. Böyle bir adalet anlayışı olabilir mi?Tedbirler uygulanmıyor veya uygulanan tedbirler kişilere göre kaldırılıyorsa insan ister istemez şu soruyu sorar: Kanunlar herkese eşit mi uygulanıyor, yoksa zengine ve güçlüye göre mi işliyor?Suç işleyen kişinin yaptığı yanına kâr kalmamalı. İddialar etkili biçimde soruşturulmalı, suç sabit olduğunda da hukuk çerçevesinde gerekli cezalar uygulanmalı. Bu tür olaylar oldu bittiye getirilerek kapatılmamalı.Çünkü bu olayların üzeri örtüldükçe daha büyük sorunlarla karşılaşabiliriz. Belki henüz bilmediğimiz, ortaya çıkarılmamış başka olaylar da vardır. Basının bunları araştırıp kamuoyuna duyurması gerekir. Ancak gazeteciler susturulursa gerçeklerin ortaya çıkması da zorlaşır.Bu iktidar değiştiğinde çok daha fazla olayın gün yüzüne çıkacağını düşünüyoruz.”

“İKİ KEZ TEDBİR KONULUP İKİ KEZ KALDIRILMASI KABUL EDİLEMEZ! ADALET GÜCE GÖRE İŞLEYEMEZ!”
Pasifik Holding yöneticilerinin mal varlıklarına yönelik tedbir kararlarının iki kez alınıp kaldırılmasına da tepki gösteren Hamit Çelik, yargı süreçlerinin tutarlı ve şeffaf yürütülmesi gerektiğini belirtti.Kararların kısa süre içinde değiştirilmesini eleştiren Çelik, hukukun kişilere göre farklı uygulanmaması gerektiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Bir tedbir kararı alıyorsunuz, ardından ‘Yanlış oldu’ diyerek kaldırıyorsunuz. Oysa hukuki süreçte gerçekler tamamen ortaya çıkana kadar gerekli tedbirlerin sürdürülmesi gerekir. Önce her şey açıklığa kavuşmalı. Eğer gerçekten bir yanlışlık yapılmışsa o zaman gerekli düzeltme gerçekleştirilir.
Ancak akşam tedbir koyup sabah kaldırıyorsunuz, sabah yeniden koyup öğle vakti kaldırıyorsunuz. Böyle bir uygulama doğru değil.
Siz veya ben olsak belki de yaka paça içeriye alınırız. Mesele, hukukun herkese eşit uygulanmasıdır.
Adalet güce çalışmayacak. Bu adalet terazisinin artık iyi tartması lazım. Kararlar kişilerin gücüne ve konumuna göre değişmemeli. Hukuk herkese eşit uygulanmalı. Türkiye bir muz cumhuriyeti değil. Bu ülkede adaletin, hukukun ve basın özgürlüğünün üstün gelmesi