İbrahim Karaca: Karadeniz’in Vicdanı, Emeğin ve Özgürlüğün Şairi..
Karadeniz Gençliği bu kez Devrimci şair İbrahim Karacayı yazdı
Karadeniz’in hırçın dalgalarını, Hemşin’in sisli dağlarını, çayın, fındığın ve emeğin kokusunu dizelerine taşıyan; halkın acısını, direnişini ve umudunu şiirle büyüten devrimci bir isimdir İbrahim Karaca.
1960 yılının Ekim ayında Rize’nin Pazar ilçesine bağlı Subaşı Köyü’nde dünyaya geldi. Rize Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğrenim gördü. Üniversite yıllarında halk oyunları topluluğunda Anadolu’nun kültürel mirasını araştırdı; 1984 yılında ise Hemşin halk kültürü üzerine yaptığı çalışmalarla memleketinin tarihine ve belleğine önemli katkılar sundu.
12 Eylül faşizminin karanlığında, baskının ve suskunluğun egemen olduğu yıllarda şiiri seçti. Çünkü onun için şiir yalnızca estetik değil, direnişin diliydi.
1991 yılında yayımlanan ilk kitabı Ardından, toplumcu gerçekçi şiirin güçlü örneklerinden biri oldu. Ardından gelen Külünden Doğan Phoenix ve Sokak Feneri, halk şiirinin yalınlığını devrimci bir bilinçle buluşturan eserler olarak edebiyatımızda yerini aldı. Daha sonra yayımlanan Memleket ve Gül ise onun bütün şiir yolculuğunu bir araya getiren önemli bir başvuru kaynağına dönüştü.
İbrahim Karaca’nın şiirlerinde kardeşlik, bağımsızlık, özgürlük, dayanışma ve emek vardır. O, hiçbir zaman düzenin şairi olmadı; halkın kavgasının şairi oldu.
“Derviş oldum gönül gönül dolaştım, Balık oldum deryalara ulaştım. Kurumasın diye kavga fidanı, Canım alıp canan ile bölüştüm.”
Bu dizeler onun yaşamının da özetidir.
Karaca yalnızca şiir kitaplarıyla değil, Grup Yorum için yazdığı unutulmaz eserlerle de milyonların yüreğine dokundu. “Uğurlama” başta olmak üzere birçok türküye söz verdi; mücadeleyi ezgilere dönüştürdü.
“Karanlığın işi nedir, mayıs doğmasın diyedir. Geceye ışık saçanın sevdası ölesiyedir…”
Onun dizeleri meydanlarda yankılandı, cezaevlerinde umut oldu, yürüyüşlerde sloganla buluştu.
Rize’nin Hemşin coğrafyasını, köylerin yok oluşunu, doğanın talanını ve Karadeniz’in kültürel hafızasını anlatan araştırmalarıyla da önemli bir iz bıraktı. Haçapit’teki taş ocağı direnişinde en önde yer aldı; doğasını ve yaşam alanlarını savunan halkın yanında durdu. Bu yüzden baskılara, göz altılara rağmen geri adım atmadı.
Karadeniz’i anlatırken yalnızca doğasını değil, halkının öfkesini ve direncini de anlattı:
“Duman vurmuş kemençenin yayına, Haramiler el uzatmış aşına. Tütününe, fındığına, çayına…Ne susarsın! Çağır can yoldaşını dağlar başına…”
İşte bu yüzden İbrahim Karaca, yalnızca bir şair değildir. O; Karadeniz’in vicdanı, Hemşin’in belleği, emeğin, özgürlüğün ve kardeşliğin sesidir.
Karadeniz Gençliği olarak; halkın, doğanın ve özgürlüğün şairi İbrahim Karaca’yı sevgiyle, saygıyla ve mücadele azmiyle selamlıyoruz.
Kalemi susmadı, çünkü halk susmadı.
Ve biliyoruz ki;
Karadeniz’in asi dalgaları durulsa bile, İbrahim Karaca’nın dizeleri bu topraklarda özgürlük türküsü ve şiirleri olmaya devam edecektir.
Bir insanın kıymeti, aramızdayken bilinmeli; gerçek vefa, yaşarken gösterilen sevgidir.
Bizler de, kuzeyteve ailesi olarak ,Devrimci yiğit yoldaşımızı selamlıyoruz mücadelesine başarılarının devamını diliyoruz, onun sesi olmaya her zaman devam edeceğiz.
