Koşunun Ruhu mu, Ayrıcalığın Gölgesi mi?
İddia odur ki, Trabzon’da düzenlenen Sümela Ultra Trail yarışında bazı sporcular parkuru eksik tamamlamalarına rağmen sonuç listelerinde yer almış, bazı checkpoint kayıtları tartışma yaratmış ve belirli bir koşu grubuna mensup kişilere yönelik çeşitli şaibe iddiaları gündeme gelmiştir.
Bu iddiaların ne kadarının doğru olduğu elbette ancak organizasyonun şeffaf biçimde ortaya koyacağı kayıtlar ve yapılacak incelemeler sonucunda netleşebilir. Ancak asıl mesele yalnızca birkaç sporcunun kuralları ihlal etmiş olup olmaması değildir.
Asıl mesele, sporun içinde giderek büyüyen ayrıcalık ilişkileridir.
Spor denildiğinde akla ilk gelen şey eşitliktir. Aynı parkur, aynı mesafe, aynı kurallar… Bir işçi de, bir memur da, bir öğrenci de, bir yönetici de aynı başlangıç çizgisinden çıkar. Dağın yamacında, ormanın içinde, yağmurun altında herkes yalnızca emeği kadardır. Trail koşularını özel kılan da budur.
Fakat eğer bir yarışta bazı kişiler organizasyona yakın oldukları için ayrıcalıklı davranış görebiliyorsa, bazı ihlaller görmezden geliniyor, bazı sporcuların sorgulanması gereken sonuçları sorgulanmıyorsa, mesele artık bireysel bir kural ihlalinin ötesine geçer.
Bu, sınıfsal bir mesele haline gelir.
Çünkü ayrıcalık tam da burada başlar. Birileri kurallara uymak zorundayken, başka birileri ilişkilerine güvenerek hareket edebiliyorsa; birileri aylarca antrenman yapıp saniyeler için mücadele ederken, başka birileri sonuç tablolarında açıklanamayan biçimde yükselebiliyorsa; orada yarışın ruhu zedelenmiştir.
Bugün sporun pek çok alanında gördüğümüz hastalık budur. Emek yerine ilişki, başarı yerine bağlantı, liyakat yerine yakınlık…
Dağın zirvesine çıkan yol herkes için aynı değilse, orada sporun değil ayrıcalığın yarışı vardır.
Üstelik konu yalnızca birkaç madalya ya da birkaç derece meselesi de değildir. Sümela Ultra Trail gibi yarışlar uluslararası puanlama sistemlerine dahil organizasyonlardır. Burada elde edilen sonuçlar sporcuların gelecekte katılacağı yarışları, sıralamalarını ve uluslararası puanlarını etkileyebilmektedir. Bu nedenle en küçük şaibenin bile ciddiyetle araştırılması gerekir.
Gerçekten sporun gelişmesi isteniyorsa yapılması gereken şey eleştirileri susturmak değil, bütün kayıtları şeffaf biçimde açıklamaktır. Checkpoint geçişleri, çip verileri, kamera kayıtları ve sonuçların doğrulanma süreçleri kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Çünkü sporun temelinde güven vardır.
Bir koşucu dağa rakibini yenmek için değil, önce kendini aşmak için çıkar. Ama o koşucu, parkur boyunca verdiği emeğin finiş çizgisinde adil biçimde değerlendirileceğine inanmak ister.
Sporun en büyük sermayesi budur: Güven.
O güven kaybedildiğinde, geriye yalnızca sonuç tabloları kalır. Oysa spor, sonuçlardan önce emektir.
Süleyman Hacıbektasoğlu

YORUMLAR